top of page

Yargıtay’dan Kanser İlaçlarının Bedellerinin SGK Tarafından Karşılanmasına İlişkin Önemli Karar

  • 19 saat önce
  • 4 dakikada okunur

Geçtiğimiz birkaç yıl içinde, kanser ve nadir hastalık tedavilerinde kullanılan ve Sosyal Güvenlik Kurumunun (“SGK”) geri ödeme kapsamına almadığı ilaçların bedellerinin karşılanması talebiyle çok sayıda dava açılmıştır. Nitekim, bu ilaçların çoğu yenilikçi tedaviler sağlamakla birlikte oldukça pahalı ilaçlardır. Birçok ilacın bedelinin Sağlık Uygulama Tebliği (“SUT”) kapsamında geri ödemeye alınmaması gerekçe gösterilerek SGK tarafından karşılanmaması nedeniyle hastalar yargı yoluna başvurmak durumunda kalmaktadır. Bu tür davaları temyiz mercii olarak inceleyen Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, özellikle 2024 ve 2025 yıllarında verdiği birçok kararda “ilaçların kullanılmasının zorunlu olması ve kısa süreli olmaktan öte sürekli olarak etkin olması halinde bedelinin karşılanabileceği” yönünde değerlendirme yaparak, hastalar lehine olacak şekilde ilk derece ve istinaf mahkemelerince ilaç bedellerinin karşılanması gerektiği yönünde hüküm verilen birçok dosyada bozma kararı vermekteydi.


Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin gerekçesi yeni yayımlanan 11.05.2026 tarihli ve 2026/6484 E. 2026/6783 K. sayılı kararı ile ise, daha önceki katı yaklaşım somut olay bakımından önemli ölçüde yumuşatılmış ve Dairenin daha önce verdiği bozma kararına karşı Denizli 6. İş Mahkemesince verilen direnme kararı oy birliğiyle onanmıştır. Somut olayda Yargıtay 10. Hukuk Dairesi; davacının kanser hastalığının ölümcül niteliğini, ilacın tıbbi onkoloji uzmanı tarafından reçete edilmesini, ilacın ilgili hastalık bakımından ruhsat ve onay durumunu ve mevcut tıbbi literatürdeki yerini birlikte değerlendirmiştir. Karar, geri ödeme kapsamı dışında kalan ilaçlara ilişkin uyuşmazlıklarda uygulanacak hukuki ölçütler ve yargısal denetimin sınırları bakımından önem taşımaktadır.


Aşağıda karara konu yargılama süreci aktarılmış, karardaki ölçütler ile Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin son yıllarda ortaya koyduğu diğer kararlarda verilen ölçütler karşılaştırılmış ve kararın uygulama üzerindeki etkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır.


Karara Konu Yargılama Süreci

Uyuşmazlık, akciğer kanseri tedavisinde kullanılan nivolumab etken maddeli ilacın, ilgili dönemde davacının hastalığı bakımından SUT kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle SGK tarafından karşılanmamasından doğmuştur. Davacı, ilacın uzman hekim tarafından reçete edildiğini ve tedavisi için gerekli olduğunu ileri sürerek kurum işleminin iptalini ve yaptığı ilaç harcamalarının ödenmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi olan Denizli 6. İş Mahkemesi bu kapsamda Pamukkale Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bölümünden bilirkişi raporu aldırmıştır. Raporda, nivolumab tedavisinin davacının klinik durumu bakımından tıbben ve fennen uygun olduğu, mevcut tedavilere göre sağkalım süresini artırma ihtimali bulunduğu değerlendirilmiştir.


İlk derece mahkemesi, bilirkişi raporunu hükme esas alarak davayı kabul etmiş; SGK’nın istinaf başvurusunun reddedilmesinin ardından dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Hukuk Dairesi ise ilacın tıbben zorunlu, hayati ve mevcut tedavilere göre sürekli olarak daha etkin olup olmadığının daha kapsamlı bir bilirkişi heyetiyle araştırılması gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur. Mahkeme, bozma kararına karşı direnerek; kanser ilaçları bakımından kesin ve sürekli etkinlik ölçütünün gerçekçi olmadığını, ayrıca SGK’nın ilacın gereksiz veya faydasız olduğuna ilişkin somut bir itiraz ileri sürmediğini belirtmiştir.


Direnme kararını inceleyen Yargıtay, direnme kararını oybirliğiyle onamıştır. Böylece ilaç bedelinin tedavi süresince SGK tarafından karşılanmasına ve daha önce yapılan 54.044,37 TL tutarındaki harcamanın faiziyle ödenmesine karar verilmiştir.

 

Kararın Önceki Yargıtay Kararları ile Karşılaştırılması

Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2024 ve 2025 yıllarında verdiği kararlarda, SUT kapsamında bulunmayan kanser ilaçlarının SGK tarafından karşılanabilmesi için ilacın tıbben ve fennen zorunlu, hayati önemi haiz ve özellikle sürekli olarak etkin ve yararlı olması ile birlikte bütün faz çalışmalarını tamamlanmış, tıbbı otoritelerce kabul görmüş bir ilaç olması ve SGK’nın kabul edilebilir itiraz ve çekincelerinin bulunmaması halinde mümkün bulunduğu kabul edilmiştir. Bu kapsamda, ilacın hangi kanser türü ve evresinde kullanılacağı, hastaya sağlayacağı yarar ve mevcut tedavilere üstünlüğü konusunda üniversitelerin tıbbi onkoloji birimlerinden kapsamlı bilirkişi raporu alınması aranmıştır.


Yargıtay tarafından onanan direnme kararında ise bu katı yaklaşımın özellikle kanser tedavilerinin niteliği bakımından yeniden değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Direnme kararında; hiçbir kanser ilacı bakımından her hasta yönünden kesin ve sürekli başarı öngörülmesinin mümkün olmadığı, tedavinin hastalığı tamamen ortadan kaldırmamakla birlikte yaşam süresini uzatması veya hastalığı kontrol altında tutması halinde tıbbi yararın bulunmadığından söz edilemeyeceği belirtilmiştir. Dolayısıyla, bir ilacın kesinlikle ve sürekli biçimde etkili olacağının ispatlanmasının aranması hâlinde, kanser tedavisinde kullanılan birçok ilacın bedelinin yargı yoluyla karşılanmasının fiilen imkânsız hâle geleceği değerlendirilmiştir. Ayrıca, direnme kararı veren ilk derece mahkemesi, bu alandaki yargısal denetimin SGK’nın yerine geçerek maliyet-fayda hesabı yapılması suretiyle değil, ilaç bedellerinin karşılanmasına yönelik taleplerin reddedilmesinin somut olay bağlamında yaşam ve sosyal güvenlik haklarını ihlal edip etmediğini değerlendirmesi ile yapılması gerektiği belirtilmiştir.  Bu kapsamda, direnme kararında; ilacın kesin olarak iyileştirici olup olmamasından ziyade ruhsatlı ve tıbben kabul gören bir ilaç olup olmadığı, uzman hekim tarafından reçete edilip edilmediği, hastaya makul bir tıbbi yarar sağlama ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususlarının değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir.


Direnme kararında ayrıca, 5434 sayılı Kanun’a tabi sigortalıların ilaç bedellerine ilişkin davalarının idare mahkemelerinde görüldüğü ve bu mahkemelerde ilacın tıbbi etkinliğinin yeniden tartışılmadığı belirtilmiştir. Bu uygulamada, tedaviyi yürüten hekimin sorumluluğuna ve hastanın yaşam hakkına ağırlık verilerek karar verildiği; farklı sosyal güvenlik statülerindeki kişiler bakımından farklı yargısal ölçütlerin uygulanmasının ise eşitlik ve adil yargılanma hakkı yönünden sorun doğurabileceği ifade edilmiştir. İdare mahkemesi kararlarının hukuk mahkemelerini bağlamadığı kabul edilmekle birlikte, aynı nitelikteki sağlık taleplerinde hakkaniyete aykırı farklı sonuçlar ortaya çıkmaması gerektiği vurgulanmıştır. 


Direnme kararında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ilaçlı stent bedellerinin karşılanmasına ilişkin 21.05.2014 tarihli ve E. 2013/10-1282, K. 2014/678 sayılı kararına da atıf yapılmıştır. Anılan kararda, ilaç salınımlı stentin çıplak stente göre tıbben kesin biçimde üstün olduğunun bilim dünyasında ortaya konulmamış olmasına rağmen, hekimin tercihine üstünlük tanınması ve hastadan bu tercihin tıbbi doğruluğunu değerlendirmesinin beklenmemesi gerektiği kabul edilmiştir. Güncel kararda bu yaklaşım kanser ilacı uyuşmazlığına uyarlanarak, tedaviyi yürüten hekimin tıbbi tercihinin, yaşam ve sağlık hakkının korunması bakımından esas alınması gerektiği belirtilmiştir.  


Bu çerçevede karar, uyuşmazlığın yalnızca ilacın SUT’ta yer alıp almadığı veya belirli bir klinik üstünlüğü kesin olarak kanıtlanıp kanıtlanamadığı üzerinden çözülemeyeceğini ortaya koymaktadır. Mahkemelerin ayrıca SGK işleminin Anayasa’daki yaşam hakkı, sağlık hakkı, sosyal güvenlik hakkı ve eşitlik ilkesiyle bağdaşır olup olmadığını incelemesi gerekmektedir. Kararda, sağlık hizmetlerine erişimi sınırlayan düzenlemelerin kamu kaynaklarının korunması amacıyla yapılabileceği, ancak bu sınırlamaların insan yaşamını doğrudan ilgilendiren sağlık hakkının özünü zedeleyecek biçimde uygulanamayacağı vurgulanmıştır. 


Sonuç

Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 11.05.2026 tarihli kararı, kanser ilaçlarının geri ödenmesine ilişkin uyuşmazlıklarda yaşam hakkı ve sosyal güvenlik hakkı merkezli, hasta lehine yaklaşımı güçlendirmektedir.


Önceki kararlarda öne çıkan “tıbben zorunlu, sürekli ve mevcut tedavilere göre üstün etkinlik” ölçütleri tamamen terk edilmemiş olmakla birlikte, güncel kararla bu ölçütlerin kanser tedavilerinin doğasıyla bağdaşmayacak derecede katı uygulanmaması gerektiği kabul edilmiştir. Bu doğrultuda, somut olayın koşullarında uzman hekim tarafından reçete edilen, kullanımına ilişkin gerekli idari onayları bulunan ve bilimsel verilerle klinik yarar sağlama ihtimali desteklenen ilacın bedelinin yalnızca SUT kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle karşılanmaması uygun görülmemiştir.


Karar, geri ödeme kapsamı dışındaki her ilacın bedelinin dava yoluyla SGK tarafından karşılanabileceği anlamına gelmemektedir. Benzer davalarda hastanın klinik durumu, ilacın ilgili endikasyondaki bilimsel kabul düzeyi, mevcut tedavi alternatifleri, ruhsat veya endikasyon dışı kullanım onayı ve SGK tarafından ileri sürülen somut itirazlar birlikte değerlendirilecektir. Bununla birlikte karar, kesin ve sürekli etkinliğin ispatlanmasını arayan önceki yaklaşımın uygulanma alanını önemli ölçüde daraltması bakımından güçlü bir içtihat niteliğindedir.





YAZARLAR


Nuri Melih İnce


Lara Bayrakdar



 

İLETİŞİM

 

Maidan İş ve Yaşam Merkezi C Blok Kat:9 No:107-108, Mustafa Kemal Mah. 2118. Cad. No: 4

Çankaya - Ankara - Türkiye

         

             

               

+90 312 511 05 35

Güncel hukuki gelişmeler hakkında bilgi almak için bültenimize abone olabilirsiniz.

DİĞER BAĞLANTILAR

exclusive contributor rosette 2026.png
  • LinkedIn Clean

© 2026 by İnce Legal

bottom of page